Biri yer, biri bakar…

Fiyatlar ateş pahası. Çarşı, Pazar, marketlerde etiketler neredeyse her gün değişiyor. Fiyatlar durmuyor. Duracak gibi de gözükmüyor… Dar gelirli, asgari ücretliler, emekliler geçim sıkıntısı içindeler. Başta et, peynir, zeytin, yağ; sebze, meyve fiyatları ateş pahası… Beslenmenin yanında temel temizlik ürünlerinin de yanına yanaşılmıyor. Fiyatlar her geçen gün yükseliyor.

***

Fiyatlar niçin sürekli artıyor? Kimine göre, “marketler kendi aralarında anlaşıyorlar, fiyatları sürekli yükseltiyorlar.” Kimine göre, “Tarlada fiyatlar düşük ama aracılar sürekli yükseltiyor.” Kimine göre, “Girdi fiyatları yani mazot, işçilik, ilaç, gübre, yem fiyatları yüksek olduğu için maliyetler yükseliyor. O da fiyata yansıyor. “ Kimileri, “Dolar yükseliyor. Dış güçler doları yükselterek Türkiye’yi içeriden yıkmaya çalışıyor. “ Hatta bazı muhafazakâr çevreler, “Fiyatları Allah belirliyor” diyenlerden var. “Ürerim yetersiz. Toplumun ihtiyacı kadar ürerim yapılmadığı için arz yetersiz, talep fazla olunca fiyatlar yükseliyor” diyenler de var.

***

Fiyatları hangi unsurun yükseltti başka bir tartışma konusu ama sonuç olarak yükselen fiyatlar karşısında özellikle tolumun gelir seviyesi düşük, dar gelirli grubu her geçen gün temel gıdaya, temizlik ürünlerine erişmekte zorluk çekiyor. Çarşıyı, pazarı, marketleri dolaşırken vatandaşın sesi yükselmeye başladı.

***

Hal böyle iken lük tüketim, pahalı ürünler, lüks oteller, restoranlar, avm’ler, tatil yöreleri de dolup taşıyor. Kışın kayak merkezleri, yazın deniz sahillerinde araba park edecek yeri bırakın, yürünmeyecek hale geliyor. Durumu özetlemek üzere sokak röportajlarında vatandaşa mikrofon tutulduğunda, “Ne ekonomik sıkıntısı kardeşim. Baksanıza her yer insan dolu” dediğinde başka söze söyleyemeden konu kapanıyor.

***

Bir tarafta insanlar temel gıda ürünlerine ulaşmakta sorun yaşarken, diğer tarafta lüks tüketim fazla, artıyor? Bu çelişki nasıl açıklanabilir? Bu durumun cevabını bulabilmemiz, soruyu cevaplandırabilmemiz için ülkedeki gelir dağılımını bilmemiz, ortaya koymamız gerekiyor.

***

Türkiye’nin 2023 yılında GSYİH farklı kaynaklar olmasına rağmen ortalama 950 milyar dolar civarında. Yani Türkiye 2023 yılında parayla satılabilen 950 milyar dolarlık mal ve hizmet üretmiş. Üretilen bu miktarı nüfusa böldüğünüzde kişi başı milli gelir 10 dolar civarında olduğu söylenebilir. Ancak dünyanın hiçbir yerinde toplam gelir bu şekilde eşit dağılmaz. Ancak gelir dağılımında adalete bakılır. Adil olması arzu edilir.

***

Konuyu gelir dağılımı bakımından yorumlamaya çalışalım. Gelir dağılımını ölçmek için nüfusun % 20’lik dilimlerle beş ana gruba ayırılır. Bu grupların gelirden aldıkları paylara bakılır. Devamında en alttaki ile en üsttekinin refah payı ölçümü Gini Katsayısı, Lorenz Eğrisi ile analiz edilir. 0 en iyi 1’e yaklaştıkça gelir dağılımı bozuk demektir. Bu ayrıntılara fazla girmek istemiyorum. Biz beşli gruplandırmaya geri dönelim.

***

TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2023 verilerini esas alarak yorumlamaya çalışalım. Türkiye nüfusunun 85 milyon (Göçmenler hariç) olduğunu kabul edip, beşe böldüğümüzde her dilim için 17 milyon kişinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nüfusa göre değerlendirme yapabiliriz.

***

Türkiye nüfusunun en üstünde olan % 20’lik, 17 milyon nüfus, toplam gelirin % 49,8’ini alıyor. Tam algılanmamış olabileceği düşüncesiyle başka bir şekilde ifade etmeye çalışayım. Sofrada beş kişinin olduğunu düşünün. Ortada bir kazan yemek, yuvarlak pasta veya büyük bir Trabzon, Vakfıkebir ekmeği var. Eline kepçeyi, bıçağı olan, dağıtımı yapan kişi tencerede bulunan yemeğin yarısını veya pastanın, ekmeğin yarısını kesip bir kişiye veriyor.

***

Sıradaki ikinci kişi sert bir düşüşle gelirin % 20,5’ini yani kazandaki yemeğin, pastanın, ekmeğin çeyreğinden daha azını alıyor.

Üçüncü sıradaki vatandaş tencerede kalan yemeğin, pastanın, ekmeğin % 14’üne razı olmak durumunda kalıyor.

Dördüncü sıradaki yurttaşımıza % 9,8’lik pay düşüyor. Başka bir anlatımla yemeğin, pastanın, ekmeğin 10’da 1 payı düşüyor.

Sıranın sonunda olan beşinci vatandaşımıza kalan toplam gelirin ancak % 5,9’u kadar. Yani kırıntılar diyebiliriz.

Türkiye’deki gelir dağılımının fotoğrafı bu diyebiliriz. Bu fotoğrafa göre Euronews verilerine göre OECD ülkeleri arasında en kötü gelir dağılımına sahip 5. sıradayız. Sorunun kökenin burada olduğunu söyleyebiliriz.

***

Mikrofon tutulup, “Ne ekonomik krizi kardeşim. Avm’ler, kafeler, tatil yerleri adam kaynıyor” diyen vatandaşımız aslında doğru söylüyor. Buraları dolduran en üstteki 17 milyon nüfusluk, gelirin yarısını alan mutlu azınlık diyebiliriz. Örneğin, Türkiye’nin 2 milyon 200 bin turistik otel yatağına sahip. Bayramda, yılbaşında, tatillerde yolları kilitleyen, tatil beldelerine hücum eden, yatakları dolduran; yiyen, içen, eğlenen, lüks arabaları, villaları, yazlıkları olan bu kesim.

***

Üst kesim, ülkenin tüm nimetlerinden tıka, basa faydalanırken. Yerken, içerken, gezerken, eğlenirken özellikle tolumun en alt gelir seviyesini oluşturan, asgari ücretle çalışan, emekli, küçük esnaf, işsiz kesim uzaktan bakıyor.

***

Sonuç olarak Atalarımızın ifade ettiği gibi, “Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.” Kıyamet kopmadan, toplumsal huzur bozulmadan biran önce tedbir alıp toplumsal huzur, barış sağlanmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyfi Yücel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenigün Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenigün Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenigün Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenigün Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.