“Niye fakirsiniz?

Oğlumun Fransız arkadaşının ailesini davet ettik. Önce gelmekte çekingen davrandılar. Sonrasında Türkiye’yi merak ettiklerini, bizleri tanımak istediklerini söyleyerek davetimize kabul ettiler.

***

Akşam vakti Sabiha Gökçen Hava Alanı’ndan aldım. Kapıda karşıladığımda önce çekingen davrandılar. Elbet başka bir ülke, başka insanlar… Arabamıza bindik otoyoldan Sakarya’ya doğru yola çıktık. Yol, çevresi ışıl ışıl… Derince’ye gelince babaları Tüpra Rafinerisi’nin bacasını, bacadan çıkan alevleri görünce, Burası neresi? Dedi. Pertol rafinerisi olduğunu söyledim. Türkiye’de pertol rafinerisi olduğunu bilmiyordum dedi. Ben de Türkiye’de bunun gibi dört tane daha olduğunu söyledim. Fark ettim, eve gelene kadar etrafı ilgiyle izledi.

***

Birkaç gün etrafı gezdirdi. Sapanca, Poyrazlar’a götürdük. Yeşi doğayı, gölleri, çevreyi çok beğendi. Tarım alanlarının, tarlaların çok verimli topraklara sahip olduğunu söyledi. Akşam çay sohbetimizde, Hava alanından indik eve gelene kadar yol boyunca sağlı, sollu yüzlerce, binlerce fabrika gördüm. Çok güzel tabiata sahipsiniz. Tarım alanlarında topraklar çok güzel. Çok verimli tarım yapılır ama boş duruyor. Üzüldü dedi. Bu kadar çok fabrikaya, tarım arazilerine, doğal güzelliğe sahip olmanıza rağmen niçin fakirsiniz? Dedi. Cevap vermedim. Bu gördüklerini sadece belki on da biri. Türkiye’nin birçok bölgesinde çok büyük tarım alanları, ovalar var. Sanayileşmiş birçok şehrimiz var dedi. Bana boş boş baktı. Öyleyse niçin fakirsiniz? Dedi. Cevap veremedim.

***

Türkiye’nin dört bir yanına gittim. Antalya hava alanına iniş sırasında aşağıya baktığımda binlerce, on binlerce sera görüyorum. Şehre indiğinizde dünyanın çok önemli turizm merkezlerinden birisi.

***

Bursa, Eskişehir, Kayseri, Gaziantep organize sanayilerini ayrıntısıyla gördüm, içlerinde gezdim. Fabrikaları, çalışan fabrikaları gördükçe Fransız misafirimizin sözü hep beynimde çınladı, “Siz niye fakirsiniz?”

***

Geçtiğimiz hafta Güneydoğu turnesine gittim. Mardin, Kızıltepe, Ceylanpınar, Viranşehir… Mardin’i anlatmaya kelimeler, cümleler, kitaplar, belgeseller yetmez. Sabah otelin penceresinden ufka baktığımda binlerce, on binlerce yılı gerisini hayal ettim. Medeniyetin, dinlerin doğduğu topraklar… Eski Mardin’de kiliseler, camiiler, taş evler arasında gezerken, Bu nimet bizim elimizde ve biz bunu satıp, paraya çeviremiyoruz diye aklımdan geçirdim. Etrafa baktım 10-15 kişilik gruplarla üç, beş kafileden başka görünen yok. Oysa bu tarihi zenginlikte adım atacak yer olmamalı.

***

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyfi Yücel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenigün Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenigün Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenigün Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenigün Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.